Yakarsa dünyayı garipler yakar

Bürokratların ve milletvekillerinin sadece kendileri değil çocukları, yeğenleri, gençleri de lüks içinde yaşıyorlar. Halalarının, amcalarının Porsche’leriyle trafikte sürat yapıp, polisin gözünün önünden geçip bunları da sosyal medyada paylaşıyor ve hiçbir ceza almıyorlar.

Bazısının çocuğu koluna bir saat takıyor, bir memurun 10 senelik maaşından daha pahalı. Zaten neredeyse hiçbir siyasinin oğlu, yeğeni vs. askere gitmiyor. Onlara her kapı açılıyor, onlar her istediklerini kolayca elde ediyorlar. Canları sıkılıyor kendilerine şarkılar yapıp klipler çekiyorlar, gezip tozup eğleniyorlar.

Bize gelince diyorlar ki “Halinize şükredin. Dişinizi sıkın.” Neden? Neden siz de elinizi taşın altına koyup bizimle aynı derdi tasayı kederi paylaşmıyorsunuz? Neden siz ne yatlarınıza ne içine koyduğunuz yakıta, ne birbirinize aldığınız lüks takılara vergi dahi ödemiyor, kendi adamlarınızın borçlarını bir kalemde siliyorken, bir kalıp beyaz peynire 60 TL ödemek zorunda bırakılan bizlerden sesimizi çıkarmamamız bekleniyor? Ayrıca şükür kişi ile Allah arasında, bunu kula telkin etmek kimin haddine?

Devletin kasasından bizim paramla altınıza çektiğiniz lüks makam aracı filoları bile size vergisiz, bize en dandik arabalar verginin vergisiyle kat kat pahalı. Onları sürmek için kullandığımız yollar yandaş şirketlerin, paralı. Eskiden vergi ödeyin size yol, su, elektrik olarak dönsün derlerdi, şimdi ödediğimiz vergilerle değil, devletin kasasından sıfır faizle verdiği kredilerle özel şirketler tarafından yapılıyor yollar, ki o yollardan geçemiyoruz. Dahası geçenden 5, geçemeyenden 15 diye bir cendere kurulmuş, kullanmasak bile parasını ödüyoruz.

Hadi kafası basanlar anlıyor, hiçbir insan 20 bin TL belediye başkanlığı, 30 bin TL milletvekili maaşı için milyonlarca lira seçim yatırımı yapmaz. Belli ki yiyecekler, belli ki çiğnemeden yutacaklar ki o mevkilere saygın akademisyenler, eğitimli insanlar yerine ensesi kalın para babaları geliyor. Yahu acından ölen esnaf, emekli, beş yılda on kat fakirleşmiş vatandaş durup da bir sorgulamaz mı ulan ne oluyor diye. Gülün dikeni hep sende, kantarın ağırı hep senin omzunda.

Bizim petrolümüz yok, doğal kaynağımız yok o yüzden fakiriz diye düşünmekten vazgeçin. Bu ülkenin en büyük doğal kaynağı vergi. O kadar çok vergilendiriliyoruz ve öylesine kanıksamışız ki bu durumu tablonun bütününü göremiyoruz.

5 bin TL maaş aldığını söyleyen bir çalışan esasen yıllık ortalama 9 bin TL alıyor ve iyimser bir hesapla bu meblağın 6 bin TL’sini direkt ve dolaylı olarak devlete ödüyor. Ayrıca devlet, aylık standart geliri olan çalışanlar için “Bu kişi kira ödüyor, doğalgaz faturası, okul masrafları vs. var, her ay eline geçen parayı o ay içerisinde harcıyor” diye değerlendirmiyor. Her ayın maaşını topluyor, üst üste koyuyor ve “Senin gelirin arttı, artık üst gelir grubundasın” diyerek aldığı vergiyi sene içerisinde periyodik olarak arttırıyor, oysa sizin elinize geçen para o sene içerisinde hep aynı. Ayrıca bir şeyleri gider olarak gösterebilmek, çeşitli şekillerde bu vergilerden muaf tutulabilmek gibi bir şansınız da yok.

Kişinin kendine şunu sorması lazım: Ben her ay devletime anamın ak sütü gibi helal kazancımın en az %60’ını veriyorum. Yollar paralı, doğalgaz paralı, elektrik paralı, hepsinde devletin yükü zaten aşırı derecede fazla, kaçak elektrik kullanan adamın parasını bile ben ödüyorum. Peki bu ciddi özverinin sıradan bir vatandaş olarak benim yaşam kaliteme katkısı ne oluyor? Toplu taşımayı mı ücretsiz kullanabiliyorum? Kaliteli eğitim mi alabiliyorum? İstihdam artıyor, refah seviyesi yükseliyor, paramla satın alabildiğim şeylerin sayısı ve kalitesi mi artıyor?

Devlet ihaleleri alarak zenginleşmiş bilmem ne inşaatın milyon TL’lik borcunu silen sistem, buna muktedir, bu meblağa ihtiyacı olmadığına kanaat getirmiş olan sistem sıradan vatandaşın üzerindeki hangi yükü kaldırıp ona kolaylık sağlıyor?

Devran garibanın omzunda dönüyor arkadaş. Sen fakir olacaksın, sen yükü sırtladıkça sırtlayıp altında ezileceksin ki kaldıracın diğer ucundakiler yükselebilsin, sade kendileri değil, yedi göbek sülaleleri besilensin.

Ben demiyorum bu sistem değişsin diye, zaten değişimi hak eden çoktan gemi azıya alırdı, kişiler ne hak ediyorlarsa öyle yaşıyorlar sonuçta. Sadece ezilen bi an silkinseydi de “Lan bi dakka noluyoruz…” diye düşünmeye başlasaydı.

Şimdiyi geçtim en azından gelecek için ufak bir umut kıvılcım ateşlenmiş olurdu.

Article By Caner Öncel

Blog yazarı, internet yapıcı, amatör atıcı, bisiklet sevdalısı.

Comment Your Thoughts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Subscribe to our weekly newsletter