Covid aşıları gerçekten güvenli mi?

Aşı konusunda saçma sapan bir anlayış hakim. Covid aşısı özelinde yapılmasını savunanlar sanki üst düzey bilimsel dayanaklara sahipmiş de aşı karşıtları yekten bilimsellik karşıtı cahillermiş gibi bir algı hüküm sürüyor. Aşıya karşı olanlara veballer yükleniyor ve giderek artacağı malum rahatsız edici bir sosyal mobbing söz konusu.

Ben aşıya karşı biri değilim. Konuya tamamen bilimsel yaklaşıyorum. Sorduğum birkaç soru var, bunlara cevap verilirse hem kendim aşı olurum hem de çevremdeki herkese tavsiye ederim.
Birincisi, aşı üretimi yıllar süren, sahada test edilen, deneme yanılma yoluyla başarı oranı maksimize edilen bir süreç. Kıçı kırık gribin aşısını üretmek dahi yıllarca sürdü ve her sene tekrar yenilenmesine rağmen kimse %80-90 başarı oranına sahip olduğunu söylemiyor. Covid gibi ciddi bir virüs için bu kadar yüksek başarı oranları nasıl kolayca dile getiriliyor?

Yani sürekli şekil değiştiren, her ay neredeyse farklı varyasyonu çıkan agresif bir virüs içi bu kadar kısa sürede nasıl aşı üretildi? Hangi sahada, hangi denekler üzerinde test edildi ve başarı oranları hangi istatistiki verilere dayandırılıyor?

Vatandaş gerek toplum gerek çalışma hayatı gerek devlet kanalları aracılığıyla aşı olmaya ısrarla teşvik ediliyor. Eğer Biontech gibi insan RNA’sına etki eden aşılar son derece güvenliyse niçin aşı olacak vatandaşlara sorumluluk reddi evrağı imzalatılıyor?

– Aşı ol, aşı ol, aşı ol ağzına zıçarım.
– Ee başıma bir şey gelirse?
– Orası senin sorunun.

Dünya insanları olarak ilaç sektörüne gözü kapalı güvenmemiz bekleniyor. Fakat biz, üzerinde yeterince çalışılmadan üretilen ilaçların, yine otoriteler tarafından ısrarla öneriliyor olmasına rağmen geçmişte toplumsal facialara neden olduğunu biliyoruz.

Örneğin Eroin, dünya ilaç devi Bayer tarafından üretilip, insanlar üzerindeki ne uzun ne kısa vadedeki etkileri zerre iplenmeden “Bir aile ilacı” olarak piyasaya sürülmüştü. Bugün dünyanın en zehirli uyuşturucuları arasında olan bu kimyasal, çarşaf çarşaf reklam görselleriyle pazarlanıyordu. Onun akrabası olan kokain de yine “Çocuklar için öksürük ilacı” başlıklı reklam görselleriyle pazarlanıyordu.

Bugün dünyanın en saygın üniversitelerinden kabul edilen Harward, sigara lobileri tarafından finanse edilerek, sigaranın zararlı olmadığı konusunda yıllarca sigaranın avukatlığını yaptı. Dünya insanlığının sigaranın zararları konusunda bilinçlenmesini en az 20-30 sene bizzat geciktirdi.

Yine Alman menşeili bir ilaç firması Contergan isimli bir ilacı -burası punchline- “Hamilelerin uyku ve bulantı problemlerini ortadan kaldıran, masum, reçetesiz bir ilaç” olarak piyasaya sürdü. Bu ilaç üzerinde de yeterli testler yapılmadı, hastalar üzerindeki etki ve yan etkileri yeterince tetkik edilmedi ve sonuç; dünya genelinde binlerce kolsuz, bacaksız, uzuvsuz doğan bebek…

Grünenthal isimli ilaç firmasının 1960 yılında insanlığa yaptığı bu kötülüğün etkileri hala çeşitli ülkelerde görülmeye devam ediliyor. Konu ayyuka çıkmış olmasına, firma binlerce insana tazminat ödemiş olmasına rağmen tıpkı Bayer gibi o da hala ayakta ve “ilaç” üretmeye devam ediyor.

Tarih bunlara benzer daha onlarca dehşetengiz krizlerle dolu. Zaten ilaç firmalarının sağlıkçıdan önce tüccar olduklarını hatırlarsak konuya daha açık fikirli yaklaşabiliriz.
Gelelim malum Covid aşılarına.

Geleneksel olarak üretilen aşılar, çocukluğumuzdan beri bize anlatıldığı üzere vücuda etkinliği azaltılmış virüslerin / mikropların enjekte edilmesi, bağışıklık sistemimizin bu yabancı, zayıf düşmanları tanıyıp onlara karşı antikor üretmesi, kabaca onlarla savaşmayı öğrenmesi mantığına dayanıyor. On yıllardır uygulanan ve pek çok şekilde başarısı kanıtlanmış bir yöntem denilebilir.
Fakat RNA’ya etki ettiği söylenen mRNA aşıları, anlatıldığına göre bambaşka bir prensiple çalışıyor.

İnsanı insan yapan, genetik olarak varlığına dair tüm bilgileri içermek, taşımak, nesilden nesile aktarmak DNA ve RNA’nın işi diye biliyoruz. mRNA aşısı, yine bizlere anlatıldığına göre RNA’nın taşıdığı verilere müdahale ediyor ve ona bugünkü düşman Covid ile savaşmak için kullanabileceği verileri “entegre ediyor”. Bir başka deyişle sizi siz yapan en temel, genetik yapı birimlerinden birini düzenliyor / modifiye ediyor.

Genetik mühendisi değilim ancak günümüzde genetik ile oynayacak teknolojiye kısıtlı biçimde sahip olmamıza rağmen, bu tür eylemlerimizin uzun vadede doğuracağı sonuçları ön görecek deneyim ve donanıma sahip olmadığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Henüz bu alanda yolun oldukça başındayız.

mRNA aşısı üreticilerinin RNA’ya “Al şu bilgiyi git Covid ile savaş” derken, bunun insan kalbini iltahaplandıracak sonuçlar doğuracağını ön göremedikleri artık biliyoruz. Peki böyle ciddi, yıkıcı bir yan etki ortaya çıktığında ne yaptılar dersiniz? Yine üst düzey bir otorite olan Avrupa İlaç Ajansı (EMA) aracılığıyla şöyle bir açıklama yayınladılar:

“Evet kalp iltahaplanması gibi bir yan etki az sayıdaki bir grupta görülebiliyor ancak bize göre aşının faydaları bu riski almaya değer.”

Böbrek yetmezliği, zihinsel problemler, eklem sıvılarının kuruması, saç dökülmesi ve aklınıza gelebilecek her türlü olumsuz sonuç için aynı açıklamayı yapacaklarından şahsen şüphem yok. Çünkü kısa vadede ortaya çıkabilecek olumsuz etkilerin önü o kadar açık ki, kimse aşıdan 2 hafta sonra neler yaşanabileceğini bilmiyor.

Uzun vadede ise, genetiğinize işlenmiş bir kodun çocuğunuz, torununuz veya onların torunlarında ne tür etkiler ortaya çıkaracağı tam bir muamma.

Başka bir deyişle modifiye edilmiş bir saatli bombayı genlerinizde taşıyacaksınız ve tamamen sallıyorum X nesil sonra evlenen torunlarınızın yeni doğacak çocuklarının yumuşak dokuları, evrilen, mutasyona uğrayan, şekil değiştiren bu modifikasyon tarafından henüz cenin haline bile gelmeden düşman kabul edilip yok edilmeye çalışılabilir. Kulaksız, uzuvsuz, deri deformasyonları olan, kısacası genetik problemlere sahip torunlarınız doğabilir ve o zaman hiç kimse bunun nesiller önce yapılan bir aşıdan kaynaklandığını tespit edemez.

Uzun lafın kısası, sağlıkçıdan önce tüccar olan ilaç firmalarının çevirdiği bir çarka güvenmemek için bence haddinden fazla nedenimiz var. Bir Alman ilaç firması olan Biontech’in bu aşı sürecinde tek başına Alman ekonomisinin büyümesine fark edilir düzeyde katkı sağladığını hesaba katın ve dünya çapında dönen bu çarktan gerek kişiler, gerek kurumlar, gerek ülkeler nazarında kimlerin ne ölçülerde nemalandığını hayal etmeye çalışın. Sonra üniversitelerin, otoritelerin, devletlerin bize aşı olmamız için ne kadar baskı yaptığını hatırlayın.

“Evet, tüm gayeleri biz küçük insancıkların iyileşmesi ve bu belanın sona ermesi” cümlesini gönül rahatlığıyla kurabiliyorsanız, iki gün sonra ön görülemeyen yan etkiler yaşadığımızda, yüzümüze bakıp “Kusura bakmayın yea biz de kandırıldık. Siz de ölmüş bulundunuz ama…” demeyeceklerinden eminseniz problem yok.

Ben bilime güvenirim, bilim tüccarlarına değil. Bu halde, bize çok fazla seçenek sunmayacaklarsa ve eğer illa aşı olacaksak en mantıklısı yine geleneksel aşıları tercih etmek olacak gibi görünüyor.

Article By Caner Öncel

Blog yazarı, internet yapıcı, amatör atıcı, bisiklet sevdalısı.

Comment Your Thoughts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Subscribe to our weekly newsletter